Fırsatı Yakalamak

Fırsatı Yakalamak
Günlerden bir gün, oradan geçmekte olan üç yabancı, Mescid-i Nebi’ye uğradılar. İçeriye şöyle bir göz attılar. İçeride bir ilim halkası gördüler. Sahabiler, Peygamber Efendimizin etrafına oturmuş, onu can kulağı ile dinliyorlardı.

  Peygamber Efendimizin Medine’de yaptırmış olduğu camiye, Mescid-i Nebi, yani “Peygamber Mescidi” adı verilir. Peygamberimiz orayı sadece bir namaz kılma yeri olarak kullanmazdı. Namaz vakitleri dışında orada, insanlara Kur’an-ı Kerim öğretir, onları pek çok konuda bilgilendirirdi.

 

     Günlerden bir gün, oradan geçmekte olan üç yabancı, Mescid-i Nebi’ye uğradılar. İçeriye şöyle bir göz attılar. İçeride bir ilim halkası gördüler. Sahabiler, Peygamber Efendimizin etrafına oturmuş, onu can kulağı ile dinliyorlardı.

 

     Üç adamdan ikisi, böyle bir fırsatın kaçırılmayacağını düşünerek hemen içeri girdiler. Doğruca Peygamberimizin yanına gelip selam verdiler. Peygamberimiz ve sahabiler verilen selamı aldılar.

 

     Bu iki adam, oturacak yer aradılar kendilerine. Bir tanesi halkada bir boşluk gördü ve hemencecik diz çöküp oturuverdi oracığa. Son boşluk da dolduğu için diğer adam ayakta kaldı. O da, halkadakileri sıkıştırıp rahatsız etmekten çekindi. Dersi bölmek de istemedi. Halkanın hemen arkasına çöküverdi. İkisi de başladılar diğerleri gibi Peygamberimizi can kulağı ile dinlemeye.

 

     Üçüncü adam ise bir süre kapıdan onları süzdükten sonra burun kıvırdı. Ne Peygamberimizi önemsedi ne de öğrettiği ilmi. Ukalaca bir tavırla çekip gitti.

 

     Sahabe bir taraftan Peygamberimizi dinlerken diğer taraftan da bu üç adamı merakla gözlemlemişlerdi.

 

     Bütün bunlar olurken, Peygamber Efendimiz dersine devam etti. Anlatacaklarını bitirdikten sonra, hem oradakilerin merakını gidermek hem de onlara son bir ders vermek istedi.

 

     — Size bu üç kişinin durumunu haber vereyim mi, diye sordu. Sonra da sözlerine devam etti:

 

     — Onlardan birisi ilim halkasına girip oturmakla Allah’a sığınmış oldu. Elbette Allah da onu rahmetiyle ve hoşnutluğuyla barındıracaktır.

 

     Aman Allah’ım, bu ne kadar büyük bir müjdeydi! Aldığı müjdeden dolayı adam öyle çok sevindi ki; mutluluğuna diyecek yoktu.

 

     İlim halkasına girmeyen diğer adam, kendi durumunu merak etti. O, yer bulamadığından halkanın arkasına oturmuştu. Başkalarına eziyet etmemek ve Peygamberimizin dikkatini dağıtarak rahatsızlık vermemek için böyle yapmıştı. Yer bulamadım diye de çekip gitmek yerine, ilim sofrasından faydalanmak istemiş, bulduğu yere çöküvermişti. Acaba Peygamber Efendimiz, onun bu davranışını nasıl değerlendirecekti.

 

     Peygamberimiz onun hakkında da,

 

 

     — Diğeri, rahatsızlık vermekten utandı. Allah da ona merhamet edip, günahlarından dolayı onu hesaba çekmekten hayâ edecektir, buyurdu.

 

     Bu da diğeri kadar büyük bir müjdeydi. Peygamberimizin bu değerlendirmesinden sonra ikinci adamın yüzündeki merak ifadesi, yerini sevince bıraktı. Hem de ne sevinç!

 

     Sıra üçüncü adama gelmişti. Üçüncü adamın ilim meclisine katılmama konusunda hiçbir mazereti yoktu. Üstelik Peygamber Efendimizin sohbetini küçük görmüş, ilim öğrenmeye hiç tenezzül etmemişti. Burun kıvırarak ukalaca çekip gitmişti.

 

     Peygamber Efendimiz üçüncü adamın davranışı hakkında da şöyle buyurdu:

 

     — Ötekine gelince, o değer vermeyip yüz çevirdi. Allah da ona değer vermeyerek ondan yüz çevirecektir!(1)

 

     Bu son ders, oradakileri oldukça etkiledi. Böylece, ilmin ve ilim öğrenmek için her fırsatı değerlendirmenin ne kadar önemli olduğunu anladılar.

 

     [ Musa Mert ]

 

     Çizen: Aynur Erol ÖZBAY

     (Konya Çocuk Dergisi, Eylül, 2015, sayı: 13, s. 2, 3.)

 

 

     DÜŞÜNCE ODASI

     1. Siz, yukarıdaki üç adamdan hangisinin yerinde olmayı isterdiniz? Niçin?

     2. İlim öğrenmek sizce niçin bu kadar önemli?

     3. İlim öğrenmenin önemini anlatan bir ayet ve üç hadis-i şerif bularak çevrenizle paylaşınız

     4. Siz ilim öğrenmek için neler yapıyorsunuz?

 

 
 


(1) Buhari, İman 8, İlim 8, Salat 84; Müslim, Selam 10. Ayrıca bk. Tirmizi, İsti’zan 29.