İmam-ı Azam’ın Öğrenciye Yaklaşımı

İmam-ı Azam’ın Öğrenciye Yaklaşımı
Öğretmenlerin mutlaka okuması gereken muhteşem bir örnek. Öğrencilerine verdiği değer, onlara yaklaşımı ve öğretmen öğrenci ilişkileri konusunda İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin ortaya koyduğu uygulamalar, hayranlık uyandıracak derecededir.

 

     İmam-ı Azam Ebu Hanife fıkıhçı kimliğiyle bilinir, tanınır fakat o aynı zamanda büyük bir eğitimcidir. Filozofların diyalektik akademi dersleri gibi dersler yapıyor, derslerinde çağdaş dünyada yeni yeni fark edilen beyin fırtınası, tartışma, öğrenmeyi öğretme gibi pek çok metodu geçmiş zamanda kullanıyordu. Âlimlerin toplumda saygın olmasını istiyor, bunun için elinden geleni yapıyordu. Ebu Hanife’nin Kur’an ve Sünnet temelli hayat anlayışı ve eğitim tarzı günümüz akademisyenlerine, eğitimcilerine ve öğrencilerine örnek teşkil etmelidir. Öğretmenlik; ders anlatma robotu olmak değildir ve iletişim her devirde esastır.

     İmam-ı Azam Ebu Hanife, yüzlerce öğrenci yetiştirmiştir. İmam Ebu Yusuf, İmam Muhammed ve İmam Züfer gibi kırk civarında öğrencisi içtihat edecek dereceye ulaşmış büyük âlimlerdir. Onun bu üstün başarısının en önemli sebeplerinden birisi, öğrencisine verdiği değer ve onlara gösterdiği sıcak yaklaşımdır.


     Öğrencilerine verdiği değer, onlara yaklaşımı ve öğretmen öğrenci ilişkileri konusunda İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin ortaya koyduğu uygulamalar, hayranlık uyandıracak derecededir.
     Ebu Hanife, öğretim mekânına gelip öğrencilerine sadece ders veren, sonra da çıkıp giden bir ders anlatma robotu olmamıştır. Her şeyden önce Ebu Hanife’yi, öğrencilerini bütün kalbiyle seven bir öğretmen olarak görüyoruz. Öğrencilerine sevgi dolu, saygın, seviyeli ve arkadaş edasıyla yaklaşır, dostça davranır, adeta onlara bütün ruhunu ve kalbini verirdi. Onlara iltifatlar eder, şöyle derdi:
     — Siz benim kalbimin sevinci, hüznümün tesellisisiniz!
     Bu sözler, gerçek bir âlimin ya da gerçek bir eğitimcinin öğrencisine bakış açısını ortaya koymaktadır.


     Ebu Hanife, öğrencilerine çok düşkündü. Hastalandıklarında defalarca ziyaret eder, onlarla yakından ilgilenirdi. Onların üzerine öylesine titrerdi ki bundan dolayı Ebu Hanife hakkında; “Herhangi birinin üzerine bir sineğin konması bile ona sıkıntı verir” denilirdi. Derste ve ders dışında ayrı ayrı her bir öğrencisinin ruhsal durumlarını ve gelişimlerini gözlemler, ihtiyaçları olduğunda onların yanında yer alırdı. Onların sürekli hayrını gözetir, ders dışında onlara özel zaman ayırırdı. Dertleriyle dertlenir, sorunlarını çözmek için kafa yorar, tatlı ve yapıcı nasihatler ederdi. Her durumda, hem maddi hem de manevi destek sağlayarak öğrencilerine sahip çıkardı. İlim yolunun yolcuları olmaları sebebiyle öğrencilerinin başkalarına el açmalarını, ezilmelerini ve toplumda horlanmalarını istemezdi. Bu sebeple, ticaretten kazandığı paradan, önce öğrencilerine sonra ailesine pay ayırırdı. Geçim sıkıntısı olanlara yardım elini uzatır, aileleriyle ilgilenirdi. İhtiyaç durumlarına göre her birine yıllarca düzenli burs verirdi. Öğrencilerini ders halkasından koparacak, eğitim ve öğretimlerine engel olacak ne varsa mutlaka onu ortadan kaldırmaya çalışırdı. Evlenme çağına gelenlerle bizzat ilgilenir, maddi durumu uygun olamayanların masraflarını karşılayarak düğünlerini yapar, kızların çeyizlerini hazırlardı. Şüreyk onun hakkında şöyle demiştir:


     — Kim onun öğrencisi olmuşsa onu zenginleştirirdi. Hem öğrencisine hem de öğrencisinin ailesine yardım yapardı. Öğrencisi öğrenimini tamamladıktan sonra da ona, ‘Helali ve haramı öğrenmek suretiyle en büyük zenginliğe ulaştın.’ derdi.
     Demek ki İmam-ı Azam (Büyük İmam/Büyük Lider/Büyük Üstad) olmak böyle bir şey…
     Darısı başımıza...

     Allah ellerin(m)izi bırakmasın.

     KAYNAK: Musa MERT, Ne Dedimse Kendime, NKM, Konya 2013, s. 103-15.