Mutluluk Çağı'nda Bayram

Mutluluk Çağı'nda Bayram
Hiç merak ettiniz mi Asr-ı Saadette bayramlar nasıldı? Hz. Peygamber (s.a.) ve sahabe bayramları nasıl kutlar, bayramlarda neler yaparlardı? Tüm bu soruların cevabı bu yazıda!

 

“Ey Âdemoğulları! Her mescide gidişinizde güzel giysilerinizi giyin. Yiyin, için fakat israf etmeyin, Çünkü Allah israf edenleri sevmez.

De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı ziynetleri ve tertemiz rızıkları kim haram kılmış?" De ki: "Bunlar, bu dünya hayatında inananlar içindir, kıyamet gününde de yalnız onlara mahsustur". İşte böylece biz ayetleri bilen bir topluluğa uzun uzun açıklıyoruz.

De ki: "Rabbim, sadece fuhşiyatı, onun açık ve gizli olanını, günahları, haksız yere isyanı, haklarında hiç bir delil indirmediği şeyleri Allah'a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi yasaklamıştır.”

Kur’an-ı Kerim, 7/31-33.

. . .

     Hiç merak ettiniz mi Asr-ı Saadette bayramlar nasıldı? Hz. Peygamber (s.a.) ve sahabe bayramları nasıl kutlar, bayramlarda neler yaparlardı?

 

     Ne Zaman ve Nasıl Başladı?


     Medineliler, iki ünlü Mecusi bayramı olan Nevrûz ve Mihricân bayramlarını kutlarlardı.[1]Hz. Peygamber, Medine’ye hicret ettiğinde onlara, kutladıkları bu iki bayramın mahiyetini sordu. Onlar da “Biz cahiliye döneminde bu iki günde kutlama yapardık.” karşılığını verdiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber:

     –Kuşkusuz Allah, o iki günü, onlardan daha hayırlı olan Kurban ve Ramazan Bayramı günleriyle değiştirdi, buyurdu.[2]

     İran kaynaklı bu bayramlar bir daha kutlanmadı. Ramazan ve Kurban Bayramları, Müslümanlara özgü iki bayram olarak onların yerini aldı.[3]

     Ramazan orucu Hicretin ikinci yılı farz kılınmıştır. O yıl Müslümanlar ilk defa Ramazan orucunu tuttular ve sonunda da ilk Ramazan Bayramı’nı kutladılar. İlk Kurban Bayramı’nı ise aynı yıl Zilhicce’nin onunda kutladılar. Hicretin 9. yılında Hac ibadetinin farz kılınmasıyla, Kurban ve Hac ibadeti birlikte yerine getirilmeye başlanmıştır.[4]

 

     Nasıl Kutlanırdı?

 

     Hz. Peygamber (s.a.) bayram sabahı güzelce gusleder (yıkanır),  tüm ev halkının da yıkanıp temizlenmesini emrederdi.[5] Bayramlarda en güzel elbisesini (bayramlık) giyerdi.[6]Bazen kırmızı bir kaftan, bazen de yeşil bir elbise giydiği olurdu.[7]  Hz. Peygamber ve sahabe, o gün sabah namazına bayramlıklarını giyip giderler, sabah namazını Mescid-i Nebevi’de bayramlıklarıyla kılarlardı.[8]

     Ramazan Bayramı sabahı hurma yer ve –belki de tevhid inancının, tüm hayatına olduğu gibi yeme içmesine de bir yansıması olarak- yediği hurmaların tek sayıda olmasına dikkat ederdi.[9] Kurban Bayramı sabahı ise kurbanını kesinceye kadar hiçbir şey yemez, o gün tattığı ilk yiyeceğin kurban eti olmasını arzu ederdi.[10]

     Hz. Peygamber (s.a.), bayram namazına giderken ve bayram boyunca tekbir getirmeyi tavsiye eder; "Bayramlarınızı tekbir getirmek suretiyle şenlendirin, süsleyin!" buyururdu.[11]Bayram namazına yürüyerek gitmeyi tercih ederdi. Namaza bir yoldan gider, dönerken -daha çok insanla selamlaşmak için-[12] başka bir yolu tercih ederdi.[13]

     . . .
     Asr-ı Saadet’te bayramlar, belirli bir zümre ya da sınıfın bayramı değildi. Bayram öncesi verilen zekâtlar, fitreler ve sadakalarla, sevincin bütün topluma yayılması sağlanırdı. Her zaman olduğu gibi bayramlarda da yardıma muhtaç olanlara yardım edilir, yaraları sarılırdı. Yapılan yardımlar ve paylaşımlarda Müslim-Gayri Müslim ayrımı yapılmazdı.[14]

     Hz. Peygamber (s.a.),  bayramların hep birlikte ve büyük bir coşku ile kutlanmasını isterdi. Bu nedenle, bayram namazına kadın erkek, genç yaşlı herkesin iştirak etmesini isterdi. Dışarı çıkmak için elbisesi olmayan kadınların ne yapacaklarını kendisine sorduklarında: “Elbisesi olmayana, bir arkadaşı kendi elbiselerinden birini giydirsin; o kadın da hayra ve mü’minlerin duasına katılsın.” cevabını vermiştir. Allah Resulü (s.a.), özel durumları (hayız) olan kadınların dahi bayram namazına gelmelerini, bir kenarda oturup namaz kılmamalarını fakat bütün Müslümanlarla birlikte hayra, duaya, bayram sevinci ve coşkusuna katılmalarını isterdi. Kendisi de kızlarını ve eşlerini bayram namazına çıkarırdı.[15]

     Hz. Peygamber (s.a.) –savaş gibi özel bir durum yoksa- bayram günlerinde silah taşımayı/silahla dolaşmayı yasaklamıştır.[16] Allah Resulü (s.a.), bu yasak ile bayram sevincinin ve coşkusunun gölgelenmemesi için tüm tedbirlerin alınmasını arzu etmiştir.

     . . .

     Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi’de kılınan namazın diğer yerlerde kılınan namazlardan daha üstün olmasına rağmen; Hz. Peygamber (s.a.), -hava müsaitse-[17]bayram na­maz­larını ‘musallâ’da (açık arazide bulunan namaz alanında) kıldırmayı tercih ederdi.[18] Herkes orada toplanırdı. Hz. Peygamber’in önüne sütre olarak bir mızrak dikilirdi.[19] Hz. Peygamber önde, kadın-erkek, büyük-küçük bütün Müslümanlar arkada, namaza dururlardı. Bayram namazını, Fatiha’dan sonra kimi zaman Kâf ve Kamer surelerini; kimi zaman da A’lâ ve Ğâşiye surelerini okuyarak kıldırırdı.[20] Allah Re­sulü’nün (s.a.) tertemiz ağzından süzülen muazzam Kur’an ayetleri, kulaklardan girerek yürekleri okşardı. Gök kubbenin altında, topluca ve büyük bir saygıyla icra edilen bu muhteşem kulluk gösterisi; tabiatla birlikte, tarifsiz bir harmoniye dönüşürdü. Böylece, bu sevinçli güne, önce hep birlikte Allah’ın huzurunda saygıyla eğilerek, O’na bağlılıklarını bildirerek başlarlardı.

     Hz. Peygamber (s.a.) namazı kıldırdıktan sonra, ayağa kalkar, topluluğa yönelir ve bir hutbe verirdi. Hutbeyi bazen ayakta, bazen de bir deve üzerinde verirdi. Hutbesinde, gündemle ilgili ve toplumu ilgilendiren konulara değinir, gerekli talimatları verir, İslam toplumuna nasihat eder, sorulan soruları cevaplandırırdı. Kadınların bulunduğu tarafa da uğrayıp onlara da ayrıca nasihat ederdi.

     Bir bayramda yine böyle yapmış ve kadınlara Allah yolunda infak etmelerini tavsiye etmişti. Kadınlar da o sırada Hz. Peygamber’in yanında bulunan Bilal’i Habeşi’nin (r.a.) eteğine bileziklerini, küpelerini ve diğer takılarını çıkarıp atmışlar;  bu bağışlar ihtiyaç sahiplerine dağıtılmıştı.[21]

     Namazdan sonra Sahabe, bayramı kutlamak,  toplumla bütünleşip kaynaşmak üzere dağılırdı. Birbirleriyle bayramlaşırlar ve birbirlerine ”Allah sizden de bizden de kabul etsin (teqabb’el-Allâh minnâ ve minküm).” derlerdi.[22]

     Hz. Peygamber (s.a.) Kurban Bayramı’nda kurbanı keserken “Bismillâh” diyerek kesmeyi emrederdi.[23] Kurbanını bayram namazından sonra musallada bizzat kendisi keserdi. Keserken “Allah’ım, Muhammed’den, Muhammed ailesinden ve Muhammed ümmetinden kabul et!” diye dua eder,[24] tekbir getirir, besmele çekerdi.[25]

     . . .

     Yaratan Allah, yarattığı her şeyi, özellikle de insanı en iyi bilendir. “Yaratan hiç bilmez mi?...”[26] İlmi sınırsız olan Rabbimizin gönderdiği Din (İslam) fıtrat dinidir, insan fıtratına uygun tek dindir. İnsanı da mükemmel tanıyan Allah, onun gülmeye, sevinmeye, eğlenmeye ihtiyacı olduğunu da elbette en iyi bilendir. İşte bu nedenle peygamberinin dilinden bayramlar tespit ve ilan etmiştir. Buna işaretle Hz. Peygamber (s.a.), “Arefe günü, kurban günü ve teşrik günleri biz Müslümanların bayramıdır. Bu günler yeme içme günleridir.”[27]buyurmuştur.

     Hz. Peygamber’in (s.a.) bayramlarında, isyandan, günahlardan, haramlardan uzak (meşru) ve seviyeli eğlenceler de mevcuttu. Bir bayram günü Hz. Peygamber, eşi Hz. Ayşe’nin odasına girdi. O sırada iki kız, def çalarak Buas savaşlarına ait ezgiler okuyordu. Hz. Peygamber yatağına uzanıp yüzünü çevirdi. Derken içeriye Hz. Ebu Bekir girdi. Gördüğü manzara karşısında sinirlendi. “Peygamberin yanında şeytan nağmesi ha!” diyerek Hz. Ayşe’yi azarladı. Kızları susturmak istedi. Hz. Peygamber (s.a.) hemen doğrulup Hz. Ebu Bekir’e döndü ve “Bırak onları ey Ebu Bekir! Her toplumun (sevinip eğlendiği) bir bayram günü vardır, bu da bizim bayramımızdır” buyurdu.[28]

     Yine bir bayramda Hz. Peygamber’in (s.a.) “Haydi Erfide oğulları (gösterin kendinizi)!” buyurması üzerine, Habeşliler Mescid-i Nebi’de deri kalkan ve kısa mızrakla gösteriler yapmışlardır. Hz. Peygamber (s.a.) ve Hz. Ayşe (r.a.) odalarının penceresinden gösteriyi yoruluncaya kadar birlikte izlemişlerdir.[29]

     Hz. Peygamber’in sahabesinden Iyaz el-Eş’ari (r.a.) bir bayramda, içinde bulunduğu yöre halkının def çalıp şarkılar söylemediğini görünce yadırgamış, onları şu sözlerle uyarmıştır: “Niçin Allah Resulü’nün (s.a.) yanında def eşliğinde şarkı söylendiği (taqlis) gibi sizin de def eşliğinde şarkı söylediğinizi görmüyorum!”[30]

     Bayramlarımızın Allah’a, birbirimize ve kendimize yakınlaşmaya sebep olması duasıyla…

Musa Mert ]

Ne Dedimse Kendime, NKM yay., s.35-42.

 

 

 


[1]     TDV İslam Ansiklopedisi, “Bayram” maddesi, V, 258.

[2]     Ebu Davud, Salatü’l- Iydeyn 245; Nesai, Salatü’l-Iydeyn 1; Ahmed, III, 103, 235, 250.

[3]     Dini özellik taşıyan, Gayri Müslimlerin inançlarının gereği ve ifadesi olan bayramları kutlamak, fakihler tarafından uygun görülmemiş ve şiddetle tenkit edilmiştir. (Bkz. TDV İslam Ansiklopedisi, “Bayram” maddesi, V, 260, Gayri Müslim maddesi, XIII, 424; Mansur Ali Nasıf, et-Tac, I, 330, 9. dip­not).

[4]     TDV İslam Ansiklopedisi, “Bayram” maddesi, V,  259.

[5]     Abdurrezzak, Musannef, III, 308-310;  İbn Mace, İkametü’s-Salah, 169.

[6]     Buhari, Iydeyn 1.

[7]     Bkz. Heysemi, Mecma', II, 198; İbn Kayyım, Zadü’l-Mead, I, 413, 414.

[8]     İbn Ebi Şeybe, Musannef, XI, 163.

[9]     Buhari, Iydeyn 4; Muvatta, Iydeyn 6.

[10]    Tirmizi, Salat 390.

[11]    Buhari, Iydeyn 12; Heysemi, Mecma’, II, 1976.

[12]    Hz. Peygamber’in bu davranışı hakkındaki yorumlar için Bkz. İbn Kayyım, Zadü’l-Mead, I, 419, 420.

[13]    Bkz. Buhari, Iydeyn, 24; Ebu Davud, Salat 254; İbn Mace, İkametü’s-Salah 161, 162.

[14]    Ebu Davud, Edeb 132; Tirmizi, Birr 28.

[15]    Lütfen Bkz. Buhari, Iydeyn 12, 15, 16, 20, 21, Hayz 23, Salat 2, Hacc 81; Müslim, Iydeyn 10; Nesai, Iydeyn 3, 4; İbn Mace, İkametü’s-Salah 165; Ebu Davud, Salat 247; Tirmizi, Salat 388.

[16]    Buhari, Iydeyn 9; İbn Mace, İkametü’s-Salah 168; Abdurrezzak, III, 289.

[17]    Bkz. İbn Mace, İkametü’s-Salah 167.

[18]    Buhari, Iydeyn 6.

[19]    Buhari, Iydeyn 13,  14; Nesai, Iydeyn 10; İbn Mace, İkametü’s-Salah 164.

[20]    Müslim, Iydeyn 14; Muvatta, Iydeyn 8; Ebu Davud, Salat 252, Tirmizi, Salat 385; Nesai, Iydeyn 12; İbn Kayyım, Zadü’l-Mead, I, 415.

[21]    Buhari, Iydeyn 6, 7, 8, 16, 17, 18, 19, 23; İbn Mace, İkametü’s-Salah 155, 158.

[22]    TDV İslam Ansiklopedisi, “Bayram” maddesi, V, 260, 261.

[23]    Buhari, Iydeyn 23.

[24]    Buhari, Iydeyn 21; Müslim, Edahi 19.

[25]    Buhari, Hacc 117, 119, Cihad 104, 126; Müslim, Edahi 17, (1966); Tirmizi, Edahi 2, (1494); Ebu Davud, Edahi 4, (2793, 2794); Nesai, Dahaya 28–31, (7, 219–230); İbn Mace, Edahi 1.

[26]    Kuran-ı Kerim, 67/14.

[27]    Ebu Davud, Savm 50; Tirmizi, Savm 59; Nesai, Menasik, 195.

[28]    Buhari, Iydeyn, 2,3; Müslim, Salatü’l-Iydeyn 16-20, 25; Müslim, Iydeyn 16.

[29]    Buhari, Iydeyn, 2, 25; Cihad 81, Menakıb 15, Menakıbu'l-Ensar 46, Nikah 82, 114; Müslim, Salatü’l-Iydeyn 19, 22; Nesai, Salatü’l-Iydeyn 34, 35.

[30]    İbn Mace, İkametü’s-Salah 163.

Asr-ı Saadet’te bayram kutlamaları için ayrıca Bkz. TDV İslam Ansiklopedisi, “Bayram” maddesi; Çakan, İsmail Lütfi, Hadislerle Gerçekler 3, s.116-122; Bozkurt, Nebi, Hadis’te Folklor Eğlence, s. 69-73.